MTO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MTO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2026 Salı

Bediüzzaman MTO'nun neresinde?

Yusuf Kaplan Hoca'ya afiyetli-selametli ömürler dilerim. Kendisinin MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) ismi altında yürüttüğü eğitim faaliyeti Türkiye için medâr-ı hayırdır. Büyük bir eksikliği gidermek için ortaya konulmuş gayrettir. Medâr-ı şükrandır. Hatta medâr-ı fahrımızdır. Öyle bilirim. Muvaffakiyetleri için dua ederim. Hem zaten nurcular içinde de MTO faaliyetlerine fiilen katılanlar bulunmaktadır. Zira Yusuf Kaplan Hoca, daha yola başlarken, ehl-i sünnet ana omurgayı bütünüyle kucaklayacak geniş bir tavır, dil, üslûp, vizyon ortaya koymuştur. Allah istikametten ayırmasın. Sa'yini meşkûr etsin. Âmin.

Hem üstelik, yine Yusuf Hoca, Bediüzzaman Hazretlerine muhabbetini her vesile ile ifade etmekten çekinmeyen merdane bir mesleğin de sahibidir. Risale-i Nur'dan bazı bölümleri/eserleri, maşaallah, MTO'nun okuma listelerine eklemiştir. Bazen mübarek tenkidleriyle kulağımızı da çeker, alınmayız, çünkü hocamızdır. Sertliğinin samimiyetinden olduğunu biliriz. Kalbi güzel olanın dilindeki sertliğe kimse gocunmaz. Gocunulmamalıdır.

Fakat, bütün bu güzellikler içinde, göğsümüzü 'çakılmış çivi gibi' rahatsız eden bir mesele de var. Evet. Belki bunu dilegetirmekte geciktim. Zira müşahhas misalini görmüşken yazmak daha etkili olacaktı. Ancak bir sebepten kalemimi/dilimi tutmayı tercih ettim. Bir küçük paylaşımlık serzenişte bulunmakla yetindim. Şimdi artık daha net ortaya koymak istiyorum. İşte kafamı/kalbimi meşgul eden rahatsızlığın hülasası şudur ki:

İsmail Halis isminde bir arkadaş var. Bu arkadaşı nurcular olarak pek tanımayız-etmeyiz. Hatta kendisi aramızdaki hukuku bozmak için hususi gayret sarfetmeseydi, her müslümana yaptığımız gibi, ona da hüsnüzanla bakmaya devam edecektik. Neyse. Bu arkadaş MTO'nun faaliyetlerine de katılıyor. Bazen bizzat Yusuf Kaplan Hoca'yla yanyana kürsülerde görünüyor. Konuşuyor. Sunumlar yapıyor. Zâhirden bu arkadaşın MTO içinde etkin birisi olduğu anlaşılıyor. Derûnunu bilemem. Müşkülatıma gelirsek:

Bu arkadaşı MTO faaliyetleri içinde görmek, bana, "Risale-i Nur MTO'nun gerçekten neresinde kalıyor?" diye sorduruyor. Cidden sormadan yapamıyorum. 'Acaba'larımı terkedemiyorum. Yani, Yusuf Hoca'nın Medeniyet Tasavvuru'nda, Türkiye için gelecek inşasında, Risale-i Nur sahiden var mı, yok mu, ne kadar var? Yoksa 'önden böyle, arkadan şöyle' bir işler mi dönüyor? Zira bu arkadaş, Diyanet İşleri'nin, tamamen dinî bir içeriğe sahip Asâ-yı Mûsâ'yı yayınlamasının ardından kudurup, içindeki zehri şu şekil kusmuştu:

"Üstüme vazife olmayan bu konuda haddimi de aşarak fakat bir okur, bir müslüman, bir Türk olarak kanaatimi - hatta mesuliyetimi paylaşmak isterim. Fetullahçı terörünün tüm sürecinden bağımlı ve bağımsız olarak; Risale külliyatının devasa bir 'boncuk oyunu' olduğu kanaatindeyim. Ne demek. Şu demek. Modern zaman müslümanlarının bugününe tek 1 lahza ve zerre faidesi olmayan büyük bir bulut hâlesidir Risale. Risale'nin inşa ettiği tek bir öncü, kurucu, yıkıcı, ihya ve inşa edici figür - insan - portre - model bulamazsınız. Bu büyük duygu ve dil balonunu, zihin kitaplığından, 'Türkiye - Müslümanlık - İslamcılık' literatüründen çıkarmalıyız. Bu, mugalata labirentinin yıvış - iddiasız - meselesiz - kendine sığınan, analog bir makine insan üretimi dışında tek faydası olmadı Türkiye'ye. Olamaz da zaten. 'Sen o baygın sevgilerin adamı değilsin' diyen İsmet Özel'e selam olsun. Her şeyin sonrasında Bu baygın senfoni bitsin - bitmeli artık."

Hâtibinin kalitesini(!) ortaya koyan bu ifadeleri analiz etmeyeceğim yazımda. 'Türk' diye altını çizmesinden işin ucunun nereye dokunduğu anlaşılıyor zaten. (İsmet Özel'e çakılmış selamı da hatırlayalım.) Hem o dönemde gereken cevabı birçokları verdiler. Fakat şuna dikkat edelim: İsmail Halis paylaşımından dolayı ne 'pişman oldu' ne de 'özür diledi.' Aksine, belli ki 'silmesine mecbur edildiğinde' dahi, husumetinin zevahirini kurtarır bir beyanda bulundu. Mesela diyor ki bir yerinde o paylaşımın:

"Paylaşımın, 1 milyona yakın görüntülenme almasının bendeki tek karşılığı şudur. Bir (kült - hatta ezoterik) yapı ve halka, bir şekilde, bu şekilde gündeme gelebildi. İlgilisi için, yazılan her yorum bile, önemli bir referans. Kamusal hafıza için bu bir hayırdır, vesile olabildi isem ne mutlu bana." Yani, ettiği hakaret, yaptığı terbiyesizlik, bunlar sorun değil. Kendisi yine de büyük bir hayır işlemiş. Çünkü mevzuu gündeme taşımış. Hey mübarek...

Ben böyle bir adamın, ki İslamcı cenahta da ikbali parlak görünüyor bu arkadaşın, görev aldığı her yere nurcuların, hatta bırakın nurcuları, sinesinde Bediüzzaman Hazretlerine öyle/böyle 'teşekkür hissi taşıyan' her müslümanın 'acaba' ile bakması gerektiğini düşünüyorum. Zira böyle bir adam nerede mekan tutsa, koltuk işgal etse, görev alsa belli ki orayı Risale-i Nur'un (zannınca) 'ortadan kaldırılmasına' vesile tutacaktır. Suyunu, suikastını samanın altından yürütür, üstüne çıkarır, o belli olmaz tabii...

Hal böyle olunca, ben de, dinen kardeşi, memleketen bir hemşehrisi, bir talebesi, kendince bir hamiyet-i İslamiyesi olan küçük bir nurcu olarak soruyorum Yusuf Hoca'ya: "Bediüzzaman MTO'nun neresinde?" İçinde mi, dışında mı, yoksa bu ilişki 'ne şiş yansın ne kebab' ilişkisi mi? Hem Risale-i Nur'u bu derece övüp hem de böyle hasmıyla yanyana oturmak oluyor mu? Allah rüşdümüzü ilham eylesin. İttihadımızı bozmasın. Âmin. Âmin.

Bediüzzaman MTO'nun neresinde?

Yusuf Kaplan Hoca'ya afiyetli-selametli ömürler dilerim. Kendisinin MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) ismi altında yürüttüğü eğitim faaliy...