manifest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
manifest etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2026 Çarşamba

"Kızım 'manifest kızı' olmasın!" diliyorsan

Freud ve Jung'la birlikte 'psikolojinin üç babası'ndan birisi sayılan Alfred Adler'in 'İnsan Psikolojisi' isimli eserini okuyorum bugünlerde. Daha önce Adler okuması yapmış olanlar bilirler: 'Eksiklik hissi' ve 'tamamlanma arzusu' psikoloji yaklaşımının temellerini oluşturur. Ona göre her insan dünyaya 'eksik olduğu hissiyle' gelir. Ve 'tamamlanmaya dönük büyük bir arzu' duyar. Tamamlanmayı başaramadığı yerlerde de 'aşağılık kompleksi'yle kavrulur. İçimizdeki bütün depremlerin nedeni bu düzenektir. Kendisi mevzuu kitabının 27. sayfasında şöyle ifade ediyor: "Tamlık arzusu bizi sürüklemektedir." 65. sayfada ise tamamlıyor: "Her hareket eksiklikten tamlığa geçmek için ileriye atılmış bir adımdır." 32. sayfadaysa çocuklar üzerinden misallendiriyor durumu:

"Aşağılık duygusu kompleks halinde kendini gösterir. Utangaçlık sinirlilik şeklini alır. Ya da gurura dayanan bir üstünlük iddiası şeklinde ortaya çıkar. Kavga etmek, arkadaş edinmemek vs. önem kazanmaktadır. Bu komplekste cesaret adına birşey yoktur. Kendilerini diğerlerinden üstün gören şımarık çocuklar birşey istendiğinde korkaklık gösterirler. Yalan söyleme eğilimleri samimi olmadıklarının göstergesidir. Hırsızlık eğilimleriyse yoksunluk duygusunun telafisi manasını taşır. Bu çocuklar sürekli daha becerikli arkadaşlarıyla boy ölçüşürler. Bu yüzden de iyileşemezler."

35. sayfadaysa konuyu 'övülme açlığı' gibi enteresan bir noktaya bağlıyor:

"Kendilerini yetişkin gibi göstermek isteyen birçok çocuk, yetişkinlerin iyi niteliklerinden ziyade, kusurlarını alırlar. Çünkü bu onlara topluluğa hizmet etmekten daha kolay görünür. Sonucu olarak da çeşitli suçlar ortaya çıkar. İsteklerinin hemen yerine getirilmesine alışmış çocuklar herhangi bir arzuya zorlukla karşı koyabilirler. Bu gruptan çocuklar 'kolay övülmenin' de kurbanı olur. Değerlerine ancak övüldükleri zaman inanabilen genç kızlar bu evrede büyük bir tehlikededir."

Adler'in kitabı boyunca anlattıkları beni de 'hamdın önemi' üzerine düşündürdü arkadaşım. Hamd ne demek? Hamd, en özet tarifiyle, 'övgünün yalnız Allah'ın hakkı olduğunu ilan etmek'tir. Herhangi bir nimete hamdettiğimizde medihlerin Allah'a yöneltilmesi gerektiğini de ifade etmiş oluruz. Sözgelimi: Aynaya bakıp sûretimizi güzel bulduğumuzda, 'Elhamdülillah' deriz, zira o sûretin yaratıcısı biz değilizdir. O sûreti yaratan Allah'tır. Her sanat eserinin övgüsü de sanatkârına gitmelidir. Model, elbiseyi taşımakla terzinin elinden övgüleri alamaz, çalamaz. Yani hamdın manasında bir 'haddini bilme' eğitimi de var. Emanetçinin kendisini mal sahibi sanmasının önüne geçiliyor hamdetmekle. Söyleyen farkında olsun-olmasın. Malı sahibine iade etmiş oluyor.

Kur'an-ı Hakîm, yaratılmamızdaki amacın 'ancak ibadet' olduğunu buyurmakla, şunun da hatırlatmasını yapmış oluyor sanki: İnsan şu kainata Allah'ı bilmek için gönderilmiştir. Yoksa, hâşâ, Allah'ın yanında başka bir 'ilah' olmak için değil. Yani şu bilmek 'O olabilmek' kapasitesi taşımaz. Bu biliş öyle bir biliş değildir. İnsan resim yapmasını öğrenir ressam olur. Yazı yazmasını öğrenir yazar olur. Tamam. Ama, hâşâ, Allah'ın marifetine erişmekle 'ilah' olamaz. Ene Risalesi'ne uğrarsak:

"Sâni-i Hakîm, insanın eline, emanet olarak, rububiyetinin, sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümuneleri câmi' bir ene vermiştir—tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rububiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin. Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcud-u hakikî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir."

Hal böyle olunca 'eksiklik hissi' ve 'tamamlanma arzusu' da doğru mecraını bulmuş oluyor. Evet. Yani; insan artık tamamlanmayı, hâşâ, ilahlaşmakta değil; Rabbü'l-Âlemîn'e kul olmakta aramalıdır. Kendinin övülmesini gaye gütmek değil, hayır, övgüleri Allah'a iletmek gayretini gütmelidir. Çünkü hiçbir zaman mahluk olmanın sınırlarını aşamaz. Ölümü yenemez. Cahilliğini bitiremez. Zalimlikten kurtulamaz. Dili sürçer. Ayağı kayar. Beceremediği çok şeyler olur. Her kemalde herkesle yarışamaz. Herkesi yenemez. Herşeyi başaramaz... Bu aşılmazları 'zaten aşılamayacaklar' olarak kabullendiğindeyse bir huzur iklimi oluşur. Bu dünyaya insanlarla yarışmak için gelmemiştir. Bu dünyaya insanları yenmek için gelmemiştir. Bu dünyadaki varlık hikmeti kulluğudur. Eksiklik hissi mahlukiyetinden kaynaklanan ayrılmazıdır. Kapanmayacak bir yarasıdır.

Tamamlanma arzusu da Allah'ın rızasını elde etmek için verilmiş bir şevktir. Yoksa her heves ettiğini elde etmek için değildir. "Kalpler ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur!" hükmü, 'başkalarının dillerinden kendi zikrimizi işitmek' manasına gelen 'övünmek' ile de doymayacağımız dersini taşır. Övgü yalancı bir tatmindir. Ve her yalan gibi etkisi geçicidir. Sahtelerin ömrü sahicilerden kısadır.

İşte burada 'hamdetmenin önemi' bir güneş gibi parıldıyor. Cenab-ı Hak, o hamdı bize tâlim ettirmekle, kendimizden bize gelecek zararları da engellemiş oluyor. Yani hamd, aslında, 'övülmeyi hakedenin hakikatte kim olduğu öğretmekle' bizi alkış budalası olmaktan koruyor. Böylece de 'övgü manipülasyonu' ile (ki diğer adı şöhrettir) kendimizi kaybetmekten, günahlara düşmekten, mahvolmaktan korunuyoruz. O yüzden başlığı bu şekilde attım. Kızlarımızı 'Manifest kızı olmak' tehlikesinden kurtarmanın ilacı da hamdda. Eğer övülmesi gerekenin sadece kendileri olduğunu düşünürlerse, artık en kolay şekli olan, kameraya karşı bir taraflarını sallamakla elde etmeye çalışacaklar. Belki başka deniyetlere de düşecekler. Türlü rezilliklerle ömürlerini telef edecekler.

Lakin asıl övülmesi gerekenin Allah olduğunu bilirlerse, övgüyü ona iade ederlerse, bu defa 'tesettür zırhı' ile bir güvenlik bölgesi kazanacaklar. Oralarını-buralarını açmakta kemal aramak yerine akıllarıyla-kalpleriyle kemal yolunu zorlayacaklar. İnşaallah. Zaten tesettürün bir maksadı da, cins-i latif tâbir edilen kadınları, kendi güzelliklerinin kuyusunda boğulmaktan kurtarmaktır. Sûretleriyle varolmaktan geri bırakılıp siretleriyle ortaya çıkışlarının yollarını açmaktır. Kabul edelim. Şeytan yaman bir avcıdır. Biz de avız. Avın zayıflığı şişmanlığına yeğdir. Kaçması kolaylaşır. Daha az varolmayı zulüm görmeyelim her zaman. "Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır."

"Kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani, vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikîden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümât-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikînin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira, bütün mevcudat, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücudu bulan, herşeyi bulur."

"Kızım 'manifest kızı' olmasın!" diliyorsan

Freud ve Jung'la birlikte 'psikolojinin üç babası'ndan birisi sayılan Alfred Adler'in 'İnsan Psikolojisi' isimli ese...