Mürşidimin teşhis
edemediği o şeyi elbette ben de haddimin yüzbin fevkinde olarak teşhis
edemiyorum. Fakat, ona en yakın bulduğum şey, 'dikkat'tir. Evet. Dikkat öyle
bir yetenektir ki, her neye yoğunlaşsa, onun açılmasına vesile olur. Yani, âdemoğlu/kızı,
dikkatini ihlasla kuşanıp yöneldiğinde matlubu pek çabuk fikrine/kalbine
kavuşturulur. Bir metne dikkat edersiniz, dikkatiniz ölçüsünde, metin size
açılır. Bir nesneye dikkat kesilirsiniz, dikkatiniz ölçüsünde, nesne sizin için
detaylanır. Kulağınızla dikkat kesilirseniz kulağınıza bağış yapılır. Dilinizle
dikkat kesilseniz dilinize bağışlanır. Hangi duyunuzla olursa olsun 'dikkat'
duası pek çabuk/genel kabul gören bir latifedir. Ancak bu dikkat meselesinin
hoşlukları kadar tehlikeleri de vardır.
Dikkatinizi hevaya
verdiğinizde dünyanız boş şeylerle dolar. Dikkatinizi günaha verdiğinizde
dünyanıza günahlar doluşur. O yüzden 'dikkat yönetimi' aynı zamanda 'irade
yönetimi'dir. İrade, dikkate adımlarını izletebildiği gibi, dikkatin adımlarını
da izler. Nereye doğru dikkat kesilirseniz temeyyülatınızın o yöne doğru
aktığını hissedersiniz. "Onlar ki
boş ve yararsız şeylerden yüzçevirirler." (Mü'minun, 23/3) ayeti ve/veya "Kişinin malayaniyi terki müslümanlığının
kemalindendir." (Tirmizî, Zühd, 11) hadisi bu bağlamda tefekkür edilebilir. Evet. Dikkatinizi
yönetemediğinizde hayatınızda başka şeylerin de kontrolünüzden çıkmasını
engelleyemezsiniz. Başta hayaliniz dikkatinizin dünyanıza topladığı şeylerle
çalışır. (Ve zihin her sıkıldığında sizi oraya sürükler.) Sonrasında iradeyle
bağlı bütün latifeler dikkatin arkasını izler. Dikkat hakikaten duasına dikkat
edilesi bir şeydir.
"Nasıl ki, şükür nimeti ziyadeleştirir; öyle de, şekvâ, hastalığı,
musibeti tezyid eder..." diyen mürşidimin başka bir yerde söylediği
ise şudur: "Çünkü, şükür nimeti
ziyadeleştirir, gaflet ise kaçırır." Yani önümüzde üç şık duruyor
gibidir: 1) Şükür nimeti ziyadeleştirir. 2) Gaflet nimeti kaçırır. 3) Şekva
musibeti tezyid eder. Dikkat edilirse bu üç hâlin üçünün de dikkatle bir ilgisi
vardır. Öyle. Zira şükrün arkaplanında 'şeylerin nimetiyet yönlerine dikkat
kesilme' saklanır. Yani şükreden bir insan herşeyle "Allah bununla bana ne
hayır veriyor?" merakı eşliğinde muhatap olur. Gözlerinin 'güzeli görme'
temayülü/alışkanlığı onun dünyasında 'güzel düşünme'yi netice verir. "Bana
bununla ne güzellikler bağışlandı?" diye aranıldığında her nesnenin,
tecrübenin, hissin şakıyacağı bir bülbül terennümü vardır. Ve bu dikkat
kesilişle nimet insanın gözünde çoğalmaya başlar. Aranılan ziyadeleşir. Neyi
aranırsak o ziyadeleşir. Tıpkı bir manzarada görülmek istenen şeye 'dikkat
kesilmek' gibi. Buna şimdilerde fokuslanmak diyorlar. Yahut da odaklanmak. Her
ne isim verilirse verilsin, gereği yapıldığında, dünyanız o şeyin varlığıyla
daha çok doluyor. Merak, edildiği şeyi, dünyamıza çağırıyor.
Gaflet böyle değil ama.
Gaflet dikkatin zıttıdır. Yokluğudur. Gaflet ettiğinizde göremez olursunuz.
Duyamaz olursunuz. Farkedemez olursunuz. Sinyallere alıcılarınızı kapatırsınız.
Kapandığınız şeyin sizden kaçması doğaldır. Üçüncüsü ise, gaflet değil, ama dikkatin
yanlış noktaya sarfı. Bu defa da nesnedeki olumlu yanlar yerine olumsuz yanları
görmeye konsantre oluyorsunuz. "Güzel
gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır..." Bu iki
cümlenin Münazarat içinde bir kardeşi daha vardır: "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel
rüya gören hayatından lezzet alır..." Yukarıda dikkatin hayal ile
ilgisini anmıştık. Artık rüya ile de ilgisini anabiliriz. Hakikatin tersten
söylenişi için de biz kalemimizi oynatalım: "Kötü gören kötü düşünür. Kötü
düşünen kötü rüya görür. Kötü rüya gören hayatından elem alır..." Öyle
olur. Zira dikkat kesildiği kötülüktür. Dikkat kesildiği kötülük olduğu için
bulduğu da kötülüktür. Gördüğü ancak bardağın boş tarafıdır. Yani dikkat öyle
bir latifedir ki, Allah Teala, duasını bollukla kabul eder. Hemen karşılığını
verir.
Batı'nın fısk u fücuru
ile dünyamıza çökmesinin arkasında da bu sır var. Onlar 'medeniyet
fantaziyeleri'yle öncelikle dikkatimize çöküyorlar. Nefsanî albeniyle dolu
medyaları, sinemaları, şovları, sosyalmedyaları vs. müslüman dikkatini
elimizden alıyor. Onların konuştuklarını konuşuyoruz. Bakmamızı istedikleri
şeylere bakıyoruz. Dünyamıza yığdıkları enformasyon ile meşgulüz. Bu
muhatabiyet görüşümüzü, hayallenişimizi, düşlerimizi, akledişimizi ve hatta
komple yaşayışımızı etkiliyor. Şu an bunu başarmaya çok uzağız. Tamam. Fakat,
yapabilsek, önce dikkatimizi bu deccalî saltanatın elinden kurtarmamız gerekir.
Dikkatimizi bu yaban ellerden kurtarmadığımız sürece müslüman rüyaları görmemiz
çok zor. Olsa bile yarım yamalak. 'Edğasu ahlam' denilmeye seza meşguliyetlerle
yoğrulmuşuz. Cenab-ı Hak rüşdümüzü bize yeniden ilham eylesin. Âmin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder