16 Ekim 2026 Cuma

Aliyev'in gör dediği...

Bazen hayır ademî görünür. Bazen şer vücudî görünür. Fakat bu görünüşler bizi kandırmasın. Hayır olan herşeyin aslı vücudîdir. Şer olan herşeyin de aslı ademîdir. 'Ademîdir/vücudîdir' diyoruz ya gençler bu tâbirleri pek anlamıyorlar. Onların diliyle de ifade etmek gerek: 'Hayırlı olan herşey varlıksaldır' demek istiyoruz 'vücudî' demekle. 'Şer olan herşey yokluksaldır' demek istiyoruz 'ademî' demekle. Yani adem 'yokluk' demek. Vücud ise varlık. Bazı şeylerin hayırlı mı şerli mi olduğunu ayırmak gayet kolay olur. Mesela? Mesela: İnsan önüne konmuş bir tas bal ile bir tas zehirin hangisinin ademî hangisinin vücudî olduğunu gayet kolay ayırdeder. Bal vücudîdir. Varlığa hizmet eder. Dolayısıyla hayırlıdır. Zehir ise ademîdir. Varlığımıza kasteder. O yüzden şerdir. Ancak resmin bulandığı yerler de oluyor. Bir dikkat gerekiyor.

Bazen aslı vücudî olan şeyler zâhirde ademî görünüyor. Mesela? Mesela: Kangren olmuş birisinin kolunu kesmek zâhiren ademîdir. Çünkü bedene zarar verilmektedir. Bir parçası koparılmaktadır. Fakat aslında bu fiil de vücudîdir. Zira kol kesilmezse bütün vücudun ademe gitmesi ihtimali vardır. Kangren yayılarak bütün vücudu hayatından eder. Demek herhangi bir yokluksallık, daha büyük bir yokluksallığa düşmemizi engelliyorsa, o aslında varlıksallıktır. Tersi bir misallendirmeyle: Faiz almak zâhirde malı arttırıyor görünür. Lakin Hak Teala o meş'um işin aslını haber vermiştir: Riba malın bereketini kaçırır. Çokluğunu aza çevirir. O halde burada da aslı ademî olan bir vücudîlikten bahsediyoruz demektir. Deniz suyu içmek uzunvadede nasıl susuzluğa hizmet ediyorsa bu türden vücudîlikler de ademe hizmet ederler.

İşte tam bu makamda mürşidim der: "Adem şerr-i mahz, ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashâb-ı keşif ittifak etmişler. Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zâhirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir..."

Hem yine bu makamda söyler ki, bazı şeylerin vücudunda adem, ademinde vücud vardır: "Vücudunda adem, ademinde vücudu vardır. Yani, kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Yani, vücud-u şahsîsine güvenip Mûcid-i Hakikîden gaflet etse, yıldız böceği gibi bir şahsî ziya-yı vücudu, nihayetsiz zulümât-ı adem ve firaklar içinde bulunur, boğulur. Fakat enâniyeti bırakıp, bizzat nefsi hiç olduğunu ve Mûcid-i Hakikînin bir âyine-i tecellîsi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Zira, bütün mevcudat, esmâsının cilvelerine mazhar olan Zât-ı Vâcibü'l-Vücudu bulan, herşeyi bulur."

Tarihe bakıp üzüldüğüm bazı hâdiselerin arkasında da aynı hikmeti görürüm ben. Musul ile Kerkük'ün Türkiye'ye nasip olmayışını mesela. Zâhiren nedenleri bellidir. Dönemin yöneticilerinin işbilmezliği neticesinde o topraklar Türkiye'ye nasip olmamıştır. Lakin, bir de hikmet boyutuna dönüp bakıldığında, şöyle bir okuma çıkar karşıma: Öylesine sekülerleşme/dünyevîleşme meraklısı bir iktidar, böylesi bir para kaynağını, yani petrol parasını elde etse, Türkiye'yi nereye götürürdü? Ceplerinde beş kuruşları olmadığı halde israfâtlarıyla Osmanlı sosyolojisini bu denli mahvedebilenler, acaba bir de bu petrol parasını ellerinde tutsalardı, ümmet-i Muhammedî daha ne hale getirirlerdi?

Hem o fakir halk, böyle bir parayı da karşısında görünce, şimdikinin kaç misli daha dünyevîleşme rüzgârına kapılırdı? Halbuki Allah Teala, o iktidara bu bereketli toprakları nasip etmeyerek, ellerini kurutmuştur. Bereketsizleştirmiştir. Yani burada ademî görünen bir vücud vardır. Onların, sadece dünya için çalışıp dünyayı da beceremeyişleri, gün gelip iktidarın daha dindar, daha ehil, daha müsbet ellere geçmesini sağlamıştır. Yoksa, Musul ile Kerkük'ün hazinesi onlara aksa, şimdikinden bin beter köşeleri tutacaklardı. Yıkmak da zorlaşacaktı. Ancak bugün özelde CHP, genelde Türkiye solu denildiğinde akla gelen hep kıtlıktır, yokluktur, fakirliktir. O yüzden iktidar yüzü göremezler.

Bir de tersinden okuma yapalım hemen: Azerbaycan'ın bugün kibirle burnunu havaya dikmesi, din-i mübin-i İslam'ın emrine rağmen okullarında hicabı yasaklaması, hatta Türkiye'ye de 'eyvallah etmez' hale gelmesi ne ile olmuştur? Elbette petrol parasıyla... Türkiye'de laik kesim başlangıçtan bugüne sürekli güç kaybederken, anlaşılıyor ki, Azerbaycan'da laikler güç kazanmaktadır. Onlara bu gücü veren elbette kemalleri değildir. Onlara bu gücü veren vücudî görünen bir ademîliktir. Petrolleri vardır. Paraları vardır. Bununla paralel olarak da bedava havaları vardır. "Paramızla aldık herşeyi!" deyu kendilerine en dar zamanda destek veren Türkiye'yi bile paylamaktadırlar. Yani, bu Karun tabiatlı adamlara zenginlik, Allah'a olan ihtiyaçlarını unutturmuştur. "Bu bana ilmimle verildi!" demek sûretini almıştır.

Bediüzzaman Hazretleri yine ahirzamanın dehşetli şahısları hakkında diyor: "Rivayette var ki: 'Âhirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyanın eli delinecek.' Allahu a'lem, bunun bir te'vili şudur ki: Sefahet ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki: 'Filân adamın eli deliktir.' Yani çok müsriftir. İşte, 'Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder' diye bu hadîs ihtar ediyor; 'İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer' diye haber verir..." Türkiye'de, 28 Şubat geldiğinde borazanı kimseye bırakmayan, ama Azerbaycan'daki hicab yasağında sus-pus olmuş tipleri gördüğümde de Üstad'ın bu tesbiti geliyor aklıma. 'Akçeli işleri' belki de onları bu mühim davada hakikati konuşamaz yapıyor. Zaten bu açgözlülük değil mi ki, izzet-i İslam'ı berhava ettirdi, bizi kâfirlerin önünde çerçöpe dönüştürdü. Allah Resulü aleyhissalatuvesselam 'Vehn Hadisi'nde felaketimizi getirecek iki şeyi böyle haber vermiyor mu bize? Hatırlayalım onları hemencecik: 'Dünya sevgisi' ve 'ölüm korkusu.' Her neyse... O Rahman u Rahim'den dileyelim: Rüşdümüzü tekrar ilham eylesin. Âmin. Âmin. Ve'l-hamdülillahi Rabbi'l-alemîn.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aliyev'in gör dediği...

Bazen hayır ademî görünür. Bazen şer vücudî görünür. Fakat bu görünüşler bizi kandırmasın. Hayır olan herşeyin aslı vücudîdir. Şer olan herş...